Sığırcık Sürüsü

 

Dan Brown’ın yeni kitabı “Sırların Sırrı”nı okudum. Diğer kitapları gibi gerilimi, heyecanı yüksek. Bu defa bilinç, beyin ve ölüm temaları üzerinden romanını kurgulamış. Hararetle tavsiye ederim. Bugün onun kitabının bende çağrıştırdıklarından bir kısmını paylaşacağım.

Beyin bir araba radyosu gibidir. Hayat yolculuğunuz boyunca size yayın yapar. Bazen cızırtılı, bazen pürüzsüz; seçimler yaparak yola devam edersiniz. Ayar düğmesi, yakalamak istediğiniz frekansı seçebilmenizi sağlar. Radyonun tüm istasyonları alma kapasitesi vardır. Ayar düğmesi olmasa tüm frekanslar aynı anda çalar. İnsan beyni de aynı şekilde çalışır. Beynin çok fazla uyaranla yüklenmesini önlemek için bir dizi filtresi, ayar düğmesi vardır. Bizim ışık ve ses algılarımız filtrelenmiştir.

Mozart zamanında müzik, sadece gerçek zamanlı enstrüman çalan canlı müzisyenlerden gelirdi. Mozart, radyodan gelen sesi duyduğunda gerçeklik algısı nasıl değişirdi acaba?

Müzik artık tüm çevremizde var. Beyinlerimiz bunu duymak için istasyona ayarlanıyor. Beyin bir alıcı ve kendi eşsiz istasyonuna ayarlı.

Alışma da filtrelemenin bir başka çeşididir. “Filtrelenmiş gerçeklik” kadimde de var.

Sufiler;

“Zihni” ilahi bilincin ışığını gizleyen bir örtü olarak tarif eder.

Budistler;

Egonun, evrenden ayrı olduğumuzu düşündüren engelleyici bir lens olduğunu söyler.

Modern nörobilim, beynin gelen verileri filtrelediği biyolojik mekanizmaya GABA diyor (GABA = Gama Aminobütirik Asit). GABA; fazla girdiyi ayıklamak için beynin bazı bölümlerini kapatıyor. Aynı radyodaki gibi, alımı tek frekansla sınırlarken onlarca frekansı engelliyor. Biz büyüdükçe GABA seviyemiz düşüyor, dünyadan daha fazla şey almaya başlıyoruz. GABA beynin frenleme mekanizması, bilinci anlamanın anahtarıdır. Kaldıramayacağımız şeylerin deneyimlenmesini engelleyen koruyucu bir perdedir.

Eğer filtre yani bu ayar düğmesi olmasa ve beyin birkaç istasyonu birden net duyulur şekilde çekmeye başlarsa, bu fazlasıyla akıl karıştırıcı olabilir. Şizofreni, çoklu kimlik bölünmesi, kafanın içinde sesler duyması, çoklu kişilik bozukluğu gibi rahatsızlıklara yol açabilir.

Yeni doğan bebeklerin filtreleri bisikletlerdeki yan tekerlekler gibidir. Bebek beynini çok sayıda uyarandan korur. İnsan olgunlaşıp bilgisini arttırdıkça, GABA seviyesi yavaşça düşmeye başlar, daha geniş bir anlayış kazanırız. İşte o zaman o algılayamadığımız gerçekler ortaya çıkar. Daha büyük bir kapsayıcılık ve birliktelik duygusuyla var olan farklı bir gerçeklik görünmeye başlar.

Bu berraklıkla; bütün halindeki bir tür olduğumuz artık tartışmasız hale gelir.

Gökyüzündeki bir sığırcık sürüsünü izlerken tek tek sığırcıklardan oluştuğunu biliriz ama seyretmeyi cazip kılan ve kendisini seyrettiren şey sürünün birlikte hareketidir. O toplu hareketi tek bir organizma gibi kabul ederiz. Sığırcıkların birlikte hareket etmelerinin sebebi birbirlerine bağlı bir sistemleri olmasıdır. Tıpkı birleşerek bizi oluşturan vücudumuzdaki hücreler gibi. Bir beden, bir birey olarak içinde bulunduğumuz topluluğu ne kadar büyütürsek, ne kadar büyük bir topluluğun üyesi, parçası olduğumuzu idrak edersek, GABA seviyemiz o kadar düşecek, algıladığımız gerçek o kadar büyüyüp genişleyecektir.

Ne yazık ki;

Kendimizi yalnız bireyler olarak görüyoruz ve çok daha büyük bir organizmanın parçaları olduğumuzu unutuyoruz. Hissettiğimiz yalnızlığın sebebi gerçeği göremeyişimiz. Ayrı oluşumuz bizim en büyük yanılgımız.

Genişlemiş bilinç, evrensel bağlantı, sınırsız sevgi, ruhsal uyanış, yaratıcılık... Tüm bunlar erişilmez gibi görünebilir. Sanki özel dehalara veya bazı nadir deneyimlere özgüymüş gibi gelebilir. Bu doğru değil. Hepimizde bu kapasite var.

Einstein ile bitireceğim;

İnsan bizim evren dediğimiz bütünün bir parçasıdır.

İnsan kendisini, düşüncelerini ve duygularını diğerlerinden ayrı görür.

Bu kendi bilincinin bir tür optik yanılsamasıdır.

Ve bu yanılsama bizim hapishanemizdir.

İşte o nedenle özgürlük en büyük zenginliktir.

Kıymetini bilin, eksikliğini gidermeye bakın...

GABA’yı indirin,

Özgürlük içinde,

Sağlıcakla kalın!

19 Kasım 2025