1959 yılında Ankara’da doğdum. Çocukluğumdan itibaren İzmir’de yaşadım.

Orta öğrenimimi Bornova Anadolu Lisesi’nde tamamladım. Burada geçirdiğim yedi yıllık yatılı öğrencilik hayatı kimliğime çok şey kattı. Ortak akıl kavramının hiç bilinmediği o yıllara geri baktığımda hayatımızın akıl ortak paydasında şekillendiğini anlıyorum. Kısıtlı koşullarda var olmayı, dayanışmayı, Anadolu’nun farklı kültürlerinden gelenlerle ortaklaşmayı, özgürce tartışmayı hep o yıllarda öğrendim.

BAL’ın ardından Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandım.  1977-1981 yıllarını kapsayan Ankara deneyimi bana hukuk nosyonunu, adaletin vazgeçilmezliğini, suç ile suçsuzluğu ayıran o çok ince çizgiyi, adaletten yoksun kalanların ödeyeceği çok ağır bedelleri öğretti. Bu eğitim sayesinde, çağdaş ve demokratik bir toplumun en temel taşının hukuk-adalet olduğunu işledim kimliğime.

Yine üniversite yıllarında Ankara Sanat Tiyatrosu’nda oyuncu ve yönetmen asistanı olarak çalıştım. Bu deneyimin bana kattıklarını anlatmak o kadar zor ki. Benliğinizden vazgeçmek, başka bir benliğe girmek… Empati becerisi başka nasıl anlatılır ki? O günlerde öğrendim kendiminkinden başka bedenler, duygular, hayat anlayışları olduğunu ve daha da önemlisi onlarla uzlaşmak için önce tanımak gerektiğini. Tiyatro deneyiminin bana kattığı bir diğer özellik de içinde bulunduğum durum her ne olursa olsun onu bir yana bırakıp yapılması gerekeni yapmak oldu. Bir yaşam titizliği, önceliği kendine değil de işine verme alışkanlığı. Kendimi tutamayıp sayfalarca anlatabilirim ama içimden yükselen en samimi, en güçlü sesle tüm bunlar için candan değerli ağabeyim ‘RUTKAY AZİZ’E MİNNETLE, ŞÜKRANLA’ demekle yetinmek zorundayım.

Tiyatro’ya ek olarak Türk Haberler Ajansı’nda muhabir olarak çalıştım. Gazeteciliği “doğruyu arayış” olarak değerlendirdim ve her adımda “bu doğru mu?” sorusunu yanıtlamaya çalıştım. Ve hiç yılmadan hep doğruyu sorguladım.

Aynı yıllarda Ingela Bendt ve James Downing’in mülteci kamplarında Filistinli kadınların dramını anlatan “Geri Döneceğiz” isimli kitabını Türkçe’ye çevirdim. O güne kadar olan yaşamımda doğru Türkçe kullanmak zaten birincil önemdeydi. Ama çeviri deneyimi esnasında her sözcüğün bağımsız gücünü tanıdım. En ufak bir yanlış sözcük kullanımının ne büyük yanlışlara yol açabileceğini anladığımda şaşkınlığa düştüğümü hatırlıyorum.  Anadilin kutsallığına inancım buradan gelir.

Daha sonra İsviçre Webster Koleji’nde “Uluslararası İlişkiler” yüksek lisansı yaptım. Yabancı bir dilde aldığım eğitim de bana çok şey kattı. Kapıyı açıp dışarıya çıkmak, başka bir atmosfer, başka bakış açıları, başka olan her şey…

Yüksek lisans eğitimindeki ikinci adımım Dokuz Eylül Üniversitesi’nde “Avrupa Birliği” alanında oldu.  Dünya yepyeni bir yapılanmaya giderken bu eğitimin bana açtığı ufukları önemserim. Sınırların olmadığı bir dünya düşüncesi/hayali zihinsel yapımın temellerinde bir yerlere yerleşti. Böylesine büyük dönüşümlerin mümkün olabildiğine inancım sağlamlaştı.

Çalışma yaşamıma turizm sektöründe başladım. Beş yıl boyunca turizm sektöründe görev aldım ve sektörün önde gelen tesislerinde genel müdürlük yaptım. Bu deneyimlerin bana kattığı bilgilerle 1991 yılında Seferihisar’da bir tatil köyü kurdum ve dokuz yıl boyunca yönettim. Turizm sektörü çok geniş bir dil, kültür, alışkanlık, anlayış yelpazesindeki insanların bir araya geldiği bir hizmet sektörü. Bu çeşitlilikten çok şey öğrendim. Farklılıklara saygı duymayı, farklı insanları hoşnut etmeye çalışmayı, bir arada yaşama sanatını ve aslında temelde hepimizin insan olduğunu…

Hayatımın artık yerine oturduğunu hissettiğimde, dönüp topluma borçlarımı ödemek istedim. Yola çıktığım yer olan Bornova Anadolu Lisesi Eğitim Vakfı’nda yedi yıl boyunca yönetim kurulu üyeliği, ardından üç yıl boyunca Başkanlık görevi yürüttüm. Gülümseyerek andığım yıllar oldu bunlar. Gencecik insanlarla birlikte olmak, onların hayatını kolaylaştırmak, hayallerinin gerçekleşmesi için önlerini açmak, eğitimde fırsat eşitliği sağlamaya çabalamak… Topluma borcumu ödeyeceğim derken bir kez daha borçlandım öğrendiklerimle. Bu deneyim bana gençlerle birlikte olmayı, onların ihtiyaçlarını, eğitimin önemini, bu yolda harcanacak her çabanın ne kadar gerekli olduğunu öğretti. Minnettarım.

2003 yılında Avrupa Birliği’nden İzmir’e temin edilebilecek mali kaynaklar konusunda hazırladığım raporu dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina’ya sundum. Sayın Piriştina bu teklifi önemsedi ve Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı olarak çalışmamı sağladı. Sayın Piriştina hepimiz için çok güçlü bir rol modeldi. Şehir için soluk alıp vermeyi, akşam şehirle yatıp sabah şehirle kalkmayı ondan öğrendim. Her sokağı, her ağacı bilmek, sevmek; akmayan suyu, kirlenen dereyi dert etmek; imkansız da olsa herkesin güldüğü bir kent düşlemek o günlerin eseridir. Rahmetle uyu büyük başkan.

2004-2006 yılları arasında İzmir Ticaret Odası’nda Dış İlişkiler Müdürlüğü ve Genel Sekreter Yardımcılığı yaptım. O güne dek farklı ilgileri içeren yaşam deneyimime kentin ticaret yaşamı da eklendi.  Bir de o açıdan bakmayı öğrenmek büyük bir kazanımdı.

2006 yılında Dışişleri Bakanlığı tarafından EXPO 2015 İzmir Yönlendirme Kurulu ve Yürütme Komitesi Genel Sekreterliği görevi ne getirildim. İzmir’i yerel boyuttan evrensel boyuta taşıma doğrultusunda bu ilk ve kapsamlı girişim çok ciddi çalışmalar gerektirdi. Birden fazla alanda ve uluslararası seviyede dev bir kampanya yürüttük. İzmir’in ne kadar büyük zenginlikler barındırdığını, gerçekleşmesi kolay ne büyük hayallere esin oluşturduğunu görmem o yıllara uzanır. Kim bilir belki de Akdeniz Çanağı kavramının tohumları o yıllarda atılmıştır…

2009-2019 yılları arasında iki dönem Cumhuriyet Halk Partisi Seferihisar Belediye Başkanı olarak görev yaptım. Seferihisar benim evim. Yaşadığım, doyduğum, çocuklarımı büyüttüğüm ilçe. Yukarıda anlattığım ve ben farkında bile olmadan kimliğime işlenen her deneyimi Seferihisar halkı için kullanmaya çalıştım. Yerel değerlerin geliştirilmesinden önce onları gömülü oldukları yerden çıkarmak gerekiyordu.  Gömüden karakılçık buğdayı çıktı, lavanta tohumları çıktı, armola peyniri çıktı, taş baskı zeytinyağı makineleri çıktı, asırlık ağaçlar çıktı. Hepsini özenle aldık, temizledik, başımıza taç ettik. Seferihisar halkı hepsine sahip çıktı, yepyeni kazanç kapıları açıldı. İlçemiz öğrencilerinin fırsat eşitliği için sayısız projeler geliştirdik, onların hayatlarını sanatla, bilimle zenginleştirmek için her adımı attık.

Yerelde bunlar olurken EXPO deneyiminin kazandırdığı dışa dönük bakış açısıyla uluslararası yerel kalkınma modeli Cittaslow (Sakin Şehir) hareketini önce ilçemize ve daha sonra da Türkiye’ye taşıdık ve bugün 15 yerleşim birimimiz bu çatı altında. Daha da büyüyecek ve bir yandan yerel üreticilere yepyeni kazanç imkanları ama öte yandan da sürdürülebilir, sakin, temiz yaşam biçimleri sunan bu anlayış giderek yayılacak. Bu çabaların bir devamı olarak 2013 yılında merkezi İtalya’da bulunan Cittaslow Birliğinin Genel Başkan Yardımcılığı görevini üstlendim.

Mayıs 2014’te Sosyal Demokrat Belediyeler Derneği (SODEM) Yönetim Kurulu Başkanlığı’na getirildim. Sosyal Demokrat anlayışın yönetimde olduğu belediyelerin oluşturduğu bu birlik deneyimlerimizi paylaşmaya, ortak sorunları ortak akılla çözmeye, birleşerek güçlenmeye olanak sağladı.

Bütün bunlar olurken evlendim ve iki kızım oldu. Eşim ve kızlarım bana kadın dünyasının kapılarını açtı. Onların hayallerini, çabalarını, eşitlik arayışlarını gördüm. Kadınların daha özgür, mutlu, güçlü bir dünyada yaşamasıyla ilgili tüm hayallerimin esin kaynağı olan eşime ve kızlarıma çok şey borçluyum. Kadınlarımız için yapılacak çok fazla şey olduğunu artık daha iyi biliyor ama emin olunuz ki her gün öğrenmeye devam ediyorum.

Son söz olarak, hiç kimse kendi başına var olmuyor. Hayat yolculuğunuzda size dokunan her insan, önünden geçtiğiniz ağaç, suyunu içtiğiniz dere, kulaç attığınız deniz, okuduğunuz bir şiir size hiç fark ettirmeden ve hiç ara vermeden sizi biçimlendiriyor, işliyor, törpülüyor.

Yolculuğumda bana değen her şeye, herkese minnettarım.